Tramvay Bileti

  • Tramvayı olan şehirleri seviyorum. Lizbon, Prag, San Francisco, Hannover, Zagrep, Amsterdam ilk aklıma gelenler. Beyoğlu’ndaki nostaljik tramvay da, üzerine saçma sapan reklam tabelaları asılana kadar benim için öyleydi. Tarihi bir dokuyu, bir nostaljiyi yerle bir etmek için yapmanız gereken tek şey, üzerine bir reklam eklemek.
    Tramvay durakları da tıpkı tramvayların içi gibi. Genellikle sakin ve kendi halinde. Bu fotoğrafı bir tramvay durağında beklerken çektim. Diğer yöne giden tramvaylardan birine binmek için geçitten aşağı inen merdivenlerde dikkatli adımlarla ilerliyor. Muhtelemelen onun tramvayı benimkinden önce gelecek. Nedense hep böyle oluyor.
    Gittiğim uzak şehirlerde varsa mutlaka tramvaya biniyorum. Çoğunlukla tek başıma oluyorum. Bir bilet alıyorum gişeden. Tramvayın nereye gittiğini sormadan geçip oturuyorum cam kenarında bir koltuğa.
    Sonra tramvay hareket ediyor. Ben bazen dışarıyı seyrediyorum. Bazen içerideki insanları. Onların sakin, sıradan hayatlarını. Hayatlarının o anında bana konuk olmalarını seyrediyorum.
    Tramvay ilerliyor. Duraklar duraklar. Sonra inen insanlar, binen insanlar. Yeni yüzler, yeni bakışlar.
    Söylemiş miydim, ben tramvaya binmeyi çok seviyorum. Tramvayda insanlar her zamankinden daha sakindir. Ve suskun! Sakin ve suskun insanları seviyorum.
    Yakında yine uzak bir şehre gidiyorum. Tramvayları olan bir şehir. Bakarsınız bir bilet alıp, tramvaydaki diğer insanların sakinliğini ve suskunluğunu taklit ederek otururum cam kenarında bir koltuğa. Buğulanan camdan dışarıyı seyreder gibi yaparım, insanlardan gözlerimi kaçırmak istediğimde.

0 yorumlar